20090515

50 cent

ne alakadır kısmına çok daha sonra varıcaz ama en sonunda disaster ve italia kombosunu anlatmaya hazırım.
hızlı tren ve normal tren aktarması ile İstanbul'a gidiş orda arkadaşın arkadaşında son havaş'ı bekleyip taksimden havaalanına gidiş sabahın 6'sına kadar ayağı çürümüşçesine kokan 2 insana metrelerce uzaklıkta uçağı bekleyip romaya geçtik.

(normal tren yemekli vagon)

ışık hızıyla roma'da görebildiğimiz kadar yeri muson mevsimi-vari yağmurlar eşliğinde tükettik. ve aktarmayı sonlandırıp milano malpensa havaalanına gitmek için roma terminaline yol aldık. bu arada belirtmeden geçmem 10 erkekten 15inin phi(altın oran) sahibi olduğu bir şehir. finişe varan arabaları izlerken gözleriniz nasıl bir ileri bir geri yaparsa o şekilde gelen geçen erkeklerden gözlerimizi alamadık.
2 buçukta olduğunu sandığımız uçağımıza varmak için 12 buçukta havaalanında olup kendimizi tebrik ederken roma havaalanının ne kadar boktan olduğunu da kritik etmedik değil.
ciddi manada çok karışık , anonslar italyanca ve anlaşılamayan bir ingilizceyle(o da bazen) yapılmakta.bu sebeple seneler öncesinde de olsa italyanca kursuna gitmiş bir insan yanınızda olsun.check in olmak için bankolardan bankolara gidiyor ama sonuca eremiyorduk bir kere giren çıkan çok karışık olduğu için kapılara yakın koltuklarda sizinle aynı uçağa binecek adamdan daha çok yolgeçen hanı severleri oturmakta o yüzden kulaklarınız elf kulağı gibi uzamasını tercih etmelisiniz.
neyse efendim en sonunda alitalia danışmalarından birine gittik ama canım olmaz ki kimse yok kapıda bik bik olayını yaparken genç ve yine yine yine yakışıklı olan çocuk uçağı kaçırdığımızı söyledi. suratımızda nasıl bir ifade vardı bilemiyorum.ama 250 euro ile gittiğini kampanyalı bilet sahibi olduğunu kampanya bittikten sonra aynı tarifenin 400 euro olduğunu hatırladım bir de voyvoda kazığını. olağanüstü bir şekilde bize yeni bilet verdiler.parasız hem de. buna kimse inanmıyor. hatta abim ''hadi lan para vermişsinizdir de söylemiyorsunuzdur'' diyor.
neyse 12 buçukta kalkan ve kaçırdığımız uçak yerine saat 5'teki uçağı beklemek zor olsa da uçağın kalkacağı kapının önündeki koltuklara kendimizi mühürledik.
istanbulda havaalanında sabahın 6sına kadar bekleyen biri için burda da beklemek koymadı açıkçası hatta terminal filmindeki gibi kendimi o havaalanın parçası hissettim.evim gibi oldu. arkadaşım ayakkabısını çıkardı uyudu tam türklük yaşadık yani.
uçağı beklerken zibilyon tane italyanca anons arasında kendimizinki ile alakalı bir şeyler seçmeye çalışmak en yorucu olanıydı.vakit yaklaşırken bizim uçuşla alakalı bir anons olduğunu hissettik ama alitalia danışmalarına sorduğumuzda kendileri bile durumdan bihaberdi. bir şekilde kapının değiştirildiğini öğrendik ve 2. defa uçağı kaçırmadan kapıya yol aldık.
ve milano malpensa havaalanına vardık. bavullarımıza eriştiğimizde bir tanesinin taşıma sisteminin kırıldığını gördüğüm an bu yolculukta en amiyane tabirle hayatıma sokulacağını anlamıştım.
1 dizüstü bilgisayar çantası, bir adet yuvam olmuş yeşil sırt çantası,bir adet küçük çanta iki adet eşek ölüsü yüklü bavul ile tek başına yola çıkmak çok başarılı bir tercihti.
neyse becerilmiş uzvun muhakemesi olmazmış zaten.
malpensa havaalanında atölye çalışmasına götüren hocamız (giorgio the italian) ile ekibin kalanını saat 10'a (pm) kadar bekledik. bu arada havaalanında yemek içmek vs vs için yer değiştirirken ne kadar zorlandığımı küfür ettiğimi cinnet geçirdiğimi anlatmıyorum. 10'u baya bir geçerken gelen arkadaşlarımızla beraber önce bir otobüse bindik en shutter denilenlerine ve sonra metroya bindik.metro ile bizi alacakları noktaya vardık bu esnada zaten geldiğimize pişman olmuştuk bile. arada bir de muson yağmuru benzeri bir yağmurla ıslandığımızı belirteyim. ve atölye çalışmasına katılan insanlar için düzenlenmiş yemeğe , tanışma partisine geç kalarak, ellerimin içi yara olmuş ve komple ıslanmış bir şekilde cinküfür olarak odama koştum.
bu arada italyanlar kötü araba kullanıyor .
ertesi gün arazi gezileri vardı otelin ve çalışmanın konusu olan yer cusago adında tarım ile coşmuş yüksek gelirli insan sahibi bir kasaba idi. ben 6 leh öğrenci ve 1 leh hocanın olduğu zorlama konulu bir gruba denk düştüm.atölye çalışmasından pek bahsetmek istemiyorum hocamın kasten ya da bilinçsizce ingilizce konuşmayı unutup beni gruba ve sürece fransız kıldırması öğrencilerin de ''imam osurursa cemaat sıçar'' kontenjanından buna devam etmesi gruptan nefret etmeme hocaya posta koymama sebep oldu. en sonunda zaten pes ettim yeter ulan dedim. gelecek zaman mimari atölye çalışması planlarım içinde zibilyon adet leh'i türkiye'ye davet edip onları türkçeden başka dil bilmeyen hocalar ve öğrenciler arasında çıldırtmalar var artık.
kasaba ve insanları çok süperdi yardımsever sıcakkanlı ve mutlu bireylerdi. otelimiz ve açık büfeli sabah kahvaltısı her daim aklımda olacak. yani hayatımda hiçbir zaman ah bir erken kalkayım da o büfeden otlanayım moduna geçmemiştim sayelerinde onu da yaptım. oda numaramız 115 idi ama bozuk duş armatürü ,çalışmayan kliması ve kuzeye bakan karanlık cephesi ile 131 olmayı haketmiştik.yine de 4 yıldızlı olmanın haklı gururunu yaşıyordu.bu bağlamda teknik servisleri ile kanka oldum zaten.
workshop dahilinde bir gece milano'ya gittik ve gerzek bir diskoda erasmus öğrencisi gibi davranıp 10 euroya giriş yapmayı bekledik. happy hours denilen gerzeklik ile bir önceki durağımız da siddartha denilen bir mekandı.orda ve bu diskoda çok içtim ve sarhoş oldum ve kustum.yani bunu yaptım. sonraki gün bizi çevre kasabalara götürdüler ve adlarını hatırlayamadığım zibilyon tane birbirine benzeyen kiliseleri gezdik.italya ve meydanları inanılmaz ama bunu belirtebilirim.
kilisenin çan kulesine çıkabilmek de ayrı bir keyifti.
bu keşif gezisinin akşamında içkinin yemeğin bedava ve bol olduğu ,yiyin ulan tabaklar dolu dönmeyecek baskısı ile kendimi hansel ve gretel'i hapseden teyzenin yanında hissettiğim ,şerefimize düzenlenmiş bir yemek vardı.inanılmazdı.herhalde ordaki insanlarla full force kaynaştığımız tek gün buydu. alkolün de getirisini hesaba katmak lazım tabi.(ben bu sefer içmemiştim ama)
1 gün çalış 1 gün eşekler gibi gez konsepti ile iyice dağılan ilgimiz sunuma 2 gün kalmışken basıp milano'ya gitmemizle skandal bir boyuta geçti. 5 türk öğrenci herkes çalışırken milano'yu gezdik. iyi de oldu aslında . perşembe günü de bastık venedik'e gittik.italya mevzusunun en güzel yanı bu kısımdı belki de. atölye gerginliğinden de kurtulmuş olarak iç sıkıntım beni bırakmamış olsa da eğlendik. fotoğraflar anıllar venedik karnaval maskeleri ve o inanılmaz yemeklerle beraber elimde kalan son avrupa parası 50 cent oldu.
fotoğrafları tam olarak toparlayamadım o yüzden şimdilik böyle kuru ekmek ile yetinebiliriz. sonra mekanların isimleri ile beraber paylaşabilirim.tabi gezi yazılarından tiksinen arkadaşlarıma da böylece selam etmiş olurum.
-roma>milano>venedik (erkek)
- milano>roma>venedik (kadın)
-kilisede mum yakıp dilek dilemek için 1 euro yerine 1 tl attım pişman değilim
-venedik karnaval maskeleri için can verebilirim bunu keşfettim.
-venedikte asla 2 valizle yürümeyin. ponte adı verilen o küçük köprüler ölümünüz oluyor.
-gondol çok pahalı o yüzden vaporetto ya da nasıl yazılıyorsa onunla büyük kanal turu daha bir makul.
-çok da abazan erkek yoktu ya da flört sevdalısı.
-italyanlar kısmen kaba. yabancılar yani turistler daha yardımsever.(cusago ve çevre kasabalar hariç)
-tatlı şarap yani meyve şarabı sevdiğimi anladım.
-italyanlar ve koruma ilkeleri hakkında yazıcam yakında.
- saatli olan benim.



bu da o ünlü 50 cent. parmaklarım çok süper çıkmış farkındayım.

6 yorum:

Buro dedi ki...

Yazı dizinizin devamını beklemekteyim merakla.

pudra dedi ki...

:) 2. çoğula alınmak da enteresan oldu

gregor samsa dedi ki...

alitalia 2 sene önce batmak üzereydi de devlet desteğiyle kurtulmuştu sanırım. bedava bilet dağıtmalarından çok akıllanmadıkları belli.

pudra dedi ki...

zaten airone denilen başka bir şirket ile ortak ilerletiyor bu işi. istanbula dönüşte ve romadan milanoya gidişte o uçak şirketinin uçağı ile uçtuk.
inanılmaz fark vardı kalite bakımından.yine de teşekkür ederiz yani 98 euroya gidiş geliş kim bulabilr

marléne the third dedi ki...

ahah ucundan pek tanıdık bütün bunlar :)

eczahaneci dedi ki...

barcelona da bir dilenci onumu kesti_para istiyorum dedi!ya da ben oyle anladim:cikarip bir tl verdim>kadin bana verdigim paranin avrupa normlarina uymadigini ispanyolca anlatmaya calisti>o konustukca ben bir tl daha verdim>sonunda kadin paralari firlatip uzaklasti>senin bir tl icin papaz pesinden kosmammis iyiki>adamlar gercekten paralarina sahip cikiyor>hihihihi